English



    Müzenin İçinden
    Müze Binası
   Voyvoda Caddesi
    Konsept ve Kurgu
    Sergileme Tasarımı
    Mimari Tasarım
    Etkinlikler
    Yayınlar
    Sergiler
    Voyvoda Caddesi Toplantıları Metinleri
   Sık Sorulan Sorular
    Künye

VOYVODA CADDESİ TOPLANTILARI
EKİM – ARALIK 2009

 

A.SİYASİ İKTİSAT SÖYLEŞİLERİ

Her ayın birinci çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında, Çevre Ekonomisi konusu işleniyor.

1.Organik Tarım ve Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

Tarım sektöründe son yıllarda birbirine zıt iki teknik ön plana çıktı: Organik Tarım ve GSO'lu Tarım. Her iki tekniğin de, artıları ve eksileriyle, ekonomik, sosyal ve çevre boyutlarıyla araştırılması gerekiyor. Her iki konuya da dünyada artan bir ilgi söz konusu... Türkiye'de ise bu konular yeterince araştırılmıyor ve tartışılmıyor. Daha da ötesi, kamuoyu her iki konuda da yanlış bilgilendiriliyor. Amacı, dünyada ve Türkiye'de bu iki teknikle ilgili gelişmeleri tartışmaya açmak olan çalışma, iki bölümden oluşacak. Öncelikle ekonomik boyutuyla dünyadaki ve Türkiye'deki gelişmeler ortaya konulacak, daha sonra sosyal ve çevre etkileriyle konu tartışmaya açılacak.

Prof. Dr. Alper Güzel / 4 Kasım 2009 / 18:30-20:30

2.  Çevre sorunlarına iktisadi çözümler getirebilir miyiz? Yerleşik iktisat ve ekolojik ekonomi karşılaştırması ve yerleşik iktisadın Türkiye'ye yansımaları

Ekonomik etkinliklerin ve üretim faaliyetlerinin çevresel etkileri olduğu, iktisatçıların uzun süredir ayırdında olduğu bir gerçek. Bu bakımdan, sunumda, iktisat biliminin ekonomi-çevre ilişkisini nasıl kavramsallaştırdığı tartışılacak. Bu konuda önde gelen iki yaklaşım, neoklasik iktisat ve ekolojik ekonomi arasındaki kuramsal ve yöntemsel farklar irdelenecek: Çevre tahribatı ve sürdürülebilir kalkınma nasıl tanımlanıyor? Tahribatı yavaşlatma/durdurma/geri çevirme ve sürdürülebilirlik için ne gibi öneriler getiriliyor?

Sunum kapsamında ayrıca, son 30 yılda, yerleşik iktisadın Türkiye'nin çevreye bakışını ve çevre sorunlarını ele alış biçimini nasıl şekillendirdiği konusunun üzerinde durularak Türkiye'den örnekler verilecek. Son olarak, kamusal alanda, çevre sorunlarına ve politikalarına temelde uzun soluklu bir perspektiften, katılımcı mekanizmalarla ve çok boyutlu bir yöntemle yaklaşılması ve Türkiye'nin çevre politikalarını bu yönde değiştirmesi gerektiğinin altı çizilecek.

Yard. Doç. Dr. Begüm Özkaynak / 2 Aralık 2009 / 18:30-20:30

B.İSTANBUL SÖYLEŞİLERİ

Her ayın ikinci çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında, İstanbul'un bir merkez olması/olmaması konu ediliyor.

1.Manastırlar Merkezi Konstantinopolis: Geç Dönem Manastırları ve Banileri (1261-1453) 

1261 yılında Latin işgalinin sona ermesinin ardından, Konstantinopolis'de yoğun bir inşa faaliyetinin olduğu görülür. Latin döneminde mal varlığını kaybeden, harap olan manastırlar artık yeni bir anlam kazanmıştır. Bu kurumlar, zengin sınıfın kendi ayrıcalıklı hayatını sürdürme isteğine hizmet eden yapılara dönüşür. İçe kapalı kurumlar haline gelen geç dönem manastırları, sadece ayrıcalıklı bir sınıfın hayatını sürdürmesine yardımcı olmayı hedefleyen yapılara dönüşerek, manastır yaptırma geleneğinden ve kutsal amaçlarından uzaklaşır. Manastırlar, bir yandan üst sınıfın döneme dair politik, ekonomik ve sosyal çalkantılardan kendini korumasına yardımcı olurken, diğer yandan onların, yaptıkları bu eserle sonsuza dek anılmalarını sağlar.

Dr. Esra Güzel Erdoğan / 14 Ekim 2009 / 18:30-20:30

2.İmparatorluğun Başkenti:  Dekadans ve Zulmün Merkezi olan Konstantinopolis/İstanbul ve Konya arasındaki gergin ilişkiler

Söyleşi, Konstantinopol/İstanbul'daki siyasi iktidar ile Anadolu arasındaki ilişkilere oldukça farklı bir yaklaşım getirecek. Öncelikle, Konya hakimi Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan'ın, İmparator II. Manuel ile iyi ilişkiler geliştirmeye çalıştığı dönemde, 1162 yılında Konstantinopol'e yaptığı ziyaret sırasındaki kabul törenine değinilecek. Bu konudaki kaynağımız, imparatorun, ihtişam ve gücünü göstermek amacıyla "barbar" Türk'ü en iyi şekilde ağırladığı sırada oluşan gergin ortamı renkli bir üslupla tasvir eden Kinnamos'un eseri olacak. Ziyaret sırasında meydana gelen deprem, Bizanslılar tarafından uğursuzluk olarak algılandı. Değinilecek bir diğer konu; birkaç yüzyıl sonra Osmanlıların başkenti olduğu dönemde, İstanbul'un, Konya ve Karaman bölgesinde yaşayanlar tarafından zulmün merkezi olarak algılanması olacak. Böylelikle, Osmanlılar tarafından fethedilmesinden sonra İstanbul'daki iktidarın baskıcı tutumu karşısında, Şikari'nin 16. yüzyılda yazdığı tahmin edilen ve bölgede artık mevcut olmayan Karamanoğulları hakimiyetini idealize eden Karamanoğulları Tarihi adlı eserden de bahsedilecek.

Dr. Sara Nur Yıldız / 11 Kasım 2009 / 18:30-20:30

3. Ticaret Merkezi İstanbul'dan Bir Kesit: Tarihi Yarımadada Venedikliler  (11. yy- 15. yy)

Doğudan batıya, kuzeyden güneye önemli kara ve denizyollarının İstanbul'da düğümlenmesi ve çözülmesi, rüzgarlardan korunan doğal liman konumundaki Haliç'in varlığı, kenti, tarih boyunca en önemli ticaret merkezlerinden biri haline getirdi. Bölge, 10. yüzyılda Latinlerin ilgi odağı olmaya başladı. Ortaçağ'da İtalyan tüccarların liderleri Venedikliler ve Cenovalılar başta olmak üzere denizle bağlantılı İtalyan kent devletleri, ticaret yaptıkları coğrafyada uzaklara gitmelerine olanak sağlayacak güvenli "durak"lara ihtiyaç duydu. Çok çeşitli yönlerden gelen, çeşitli milletlerden tüccarların kaynaşıp dağıldığı Bizans İstanbul'u, İtalyan ticaret kolonileri için en önemli "durak" olarak, özellikle 11. yüzyıldan sonra çekim alanı haline geldi.  Latinlerin kentte yerleştikleri ilk yer, Haliç'in güney sahiliydi.

Söyleşide; bugüne değin çekim alanı olma özelliğini hiç yitirmeyen Tahtakale, Eminönü bölgesindeki ticari canlılığın Ortaçağ'daki aktörleri Venedikliler ve yaşadıkları çevre, birincil kaynaklar yardımıyla ele alınacak, ardından bölgenin fetih sonrası görünümü özetlenecek.

Doç. Dr. Aygül Ağır / 9 Aralık 2009 / 18:30-20:30

C.KENT VE EDEBİYAT SÖYLEŞİLERİ

Her ayın üçüncü çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında, Yazarını Doğuran Kentler üzerine konuşulacak.

1.Bir Hayat, Bir Şiir, İki Kent

Otuz dört yaşıma bastığım gün
yıllarımı Londra'yla İstanbul arasında
eşit paylaştırmış olduğum geldi aklıma.

Ve bu yıl bir gün, kırkımda,
başıboş dolaşırken Londra sokaklarında,
her köşenin, otobüs durağının, heykelin,
nehrin her bir kıvrımının, her şeyin,
eski bir öykü anlattığını fark ettim bana.
Konuştuğumu fark ettim kentin her taşıyla
(volta atarken bir kasabanın ana caddesinde,
selâmlaşır gibi karşıma çıkan herkesle).
Elinde küçük bir çakıyla yaramaz bir çocuk
RM harflerini kazımış sanki kentin her yanına.

Roni Margulies'in "İki Kentin Öyküsü" şiirinden alıntı

Roni Margulies / 21 Ekim 2009 / 18:30-20:30

2.İSTANBUL ROMANLARINDA AZINLIKLARIN MACERALARI: 1872-2003

Özellikle 1980'lere kadar, Türk romanlarının çoğunda olaylar İstanbul'da geçer. Bu romanların hemen hepsinde, günümüzde azınlık denilen kesime mensup kişiler görülür. Farklı dönemlerde yaşayan farklı dünya görüşüne sahip yazarlar, azınlıkları (örneğin Rumları) farklı algılamış ve anlatmıştır. Bu karakterlerin öyküsü, edebiyatçıların kimliğine ışık tutar. Romanlara bu açıdan bakmak, toplum içinde egemen olmuş etnik anlayışın anlaşılmasına yardımcı olur. Yazarlar arasındaki büyük farklar ve karakterlerin çeşitliliği, kent içinde var olan dinamikleri de gösterir. 

Herkül Millas / 18 Kasım 2009 / 18:30-20:30

3.HERKES KENDİ ŞEHRİNİN EN İYİ AŞIĞIDIR

Şehirlerin âşıkları, şehirlerine neden bağlıdır? Örneğin Ankaralılar ya da İzmirliler... İstanbul'un diğer bütün şehirlere karşı sergilediği gizli kibir, acaba bu şehirlerin âşıklarını daha mı âşık kılar? Benim için Ankara erkek bir şehirken İstanbul dişidir. Ankara "biz"dir de, İstanbul "ben"dir. Bir roman olsalar, Ankara Suç ve Ceza, İstanbul Anna Karenina olur. Ankara evine bağlı babadır, İstanbul sokak sokak aranan sevgili. İyi de benim için neden böyledir?

Ayfer Tunç / 16 Aralık 2009 / 18:30-20:30

D.BİZANS TARİHİ VE ARKEOLOJİSİ SÖYLEŞİLERİ

Her ayın dördüncü çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında, Bizans çalışmaları üzerine konuşulacak.

1. İmparator Zeno'nun Köyü Büyükkarapınar ve Aziz Sokrates Kilisesi

Karaman'a bağlı Başyayla ilçesinin sınırları içinde kalan Büyükkarapınar köyü, Doğu Roma İmparatoru Zeno'nun doğum yeri olan Zenonopolis'in kalıntılarını barındırır. Günümüze ancak zayıf izlerle ulaşabilen geç antik yerleşmenin en önemli yapısı, köyün yaylasında bulunan kilisedir. Yapıyı, 20. yüzyılın başlarında bu sitten Braunsberg'e (bugünkü Braniewo-Polonya) götürülen bir yazıtta adı geçen Aziz Sokrates ile ilişkilendirmek mümkündür. Yerleşme, yakın çevresi ve kilise, 2008-2009 yıllarında İTÜ Mimarlık Fakültesi üyelerinden oluşan bir ekip tarafından incelenmiştir.

Prof. Dr. Turgut Saner / 25 Kasım 2009 / 18:30-20:30

2. TÜrkiye'nin ilk gotik kilisesi Arap camiSi'nde Bizans-İtalyan sanatIndan izler

Bir Bizans kilisesi olarak inşa edildiği, zamanla kullanıcılar tarafından değişikliğe uğratıldığı ileri sürülen Arap Camisi'nin yapımında çokça Bizans malzemesinin kullanılmış olması, aynı yerde başka bir kilisenin varlığına işaret eder. Yapıya Arap Çamisi denmesinin sebebi, Mesleme bin Abdülmelik tarafından camiye dönüştürüldüğü ya da inşa edildiği inancıyla, halkın İslam büyüklerine duyduğu saygıdan kaynaklanır. Bugünkü yapı, olasılıkla 13. yüzyılın ilk yarısında Aziz Paulus kilisesi adıyla inşa edilmiştir. 13. yüzyılın ikinci yarısında ise kilise, Dominiken tarikatının kullanımına verilmiştir.

Varlıkları 1920'lerde de bilinen, ancak 1999 depremi sonucunda düşen sıvalar sebebiyle tekrar görülebilir hale gelen duvar resimleri, yapıyı özel kılar. Yapı; Bizans'ın yaşadığı dönemlerde, dini konuları Bizans üslubunda ama Katolik azizlerin de var olduğu duvar resimleriyle tasvir etmesi ve Türkiye'deki tek örneği oluşturması açısından çok önemlidir.

1453 yılındaki fethi izleyen dönemde yapının kilise olarak kullanıldığını, olasılıkla 1475/1476'da camiye çevrildiğini; içeride bulunan ve sonuncusu 1475'e tarihlenen mezar taşlarından ve manastırda kalan Dominiken din adamlarının Haziran 1476'da yakındaki San Pietro manastırına taşındığı bilgisinden dolayı söylemek mümkündür. Camiye çevrilmesinin ardından 1492 yılında İspanya'dan göçe zorlanan Endülüs Araplarının yerleştirildiği bölgelerden birinde olması itibarıyla Arap Camisi adıyla anılmaya başlandığı düşüncesi, yapının bugünkü adını açıklayan en mantıklı fikirdir.

Yard. Doç. Dr. Haluk Çetinkaya / 23 Aralık 2009 / 18:30-20:30

 

II. İSTANBUL SEMPOZYUMU

KÜRESELLEŞEN İSTANBUL'DA EKONOMİ SEMPOZYUMU
11-12 ARALIK 2009

Küreselleşmeyle beraber, İstanbul'un ekonomisi de hızlı bir dönüşüme girdi. Kalkınmacılık döneminin sektörleri gerilerken, global bağlantılardan beslenen finans ve üretici hizmetleri sahalarında büyük atılımlar gözlendi. Kültür endüstrileri, medya, sanat ve turizme yönelik yatırımlar arttı, bu sahalarda yaratılan istihdam genişledi. Bir yandan da kentin mekansal dönüşümü hızlandı, yeni kent imajina uymadığı düşünülen mahalleler ve kamu kullanımına açık alanlar dışlanırken, farklı inşaat faaliyetleri ve bina türleri gelişti. Sempozyumda, "Küreselleşen İstanbul'da Ekonomi" başlığı altında yukarıdaki konular tartışılacak; kentin makro çözümlemelerinde ihmal edilen boyutlar ele alınacak.

EKİM

15 Ekim 2009, Perşembe

Filmin Adı

DIŞARISI NASIL?   
HOW IS IT LIKE OUTSIDE?

Yapım Bilgileri

Türkiye / 2007 /

Süre

46'

Filmin Konusu

Yıldız, 1965 yılında Erzurum'un bir köyünde doğar. 16 yaşına geldiğinde, kendisinden oldukça büyük yaştaki dayısının oğlu ile evlendirilir. İstanbul'da bir gecekonduda, iki çocukla birlikte oldukça güç koşullarda yaşamlarını sürdürmeye çalışırlar. Kocasının eve karşı sorumsuzluğu ve doğru dürüst çalışmaması, Yıldız'ı iş arayışına yöneltir. Bu süreç içerisinde dört duvarın dışında da bir hayat olduğunu görür. Bastırılan öğrenme ve merak duygusu yavaş yavaş açığa çıkar. Hayatı ve kendisini sorgulama sürecine girer. Bu süreçte Yıldız, başta kocasından ve ailesinden, yoğun bir baskı ve şiddet görür. Fakat hayatla kurduğu yeni bağ geliştikçe, bu şiddete karşı koymaya başlar ve hayatı tamamen değişir.

Konuşmacı

Yard. Doç. Dr. Ayşe Parla / Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi
Söyleşi: "Toplumsal  Cinsiyet, Çalışma Hayatı ve Şiddetin Temsili"

 

EKİM

22 Ekim 2009, Perşembe

Filmin Adı

ELVEDA DE

SAY GOODBYE

Yapım Bilgileri

Filistin – Finlandiya / 2007 /

Süre

56'

Filmin Konusu

Kuzey Gazze'deki Beit Hanoun'da yaşayan Ouda ailesinin hayatından üç buçuk yıl... Aile, her yıl 1 aydan uzun süreliğine, hemen pencerelerinin yanındaki tank ve buldozerlerle, evlerine hapsedilir. Gazze'nin az sayıdaki profesyonel tiyatro grubundan birinde aktör olan baba Mahmut, prova ve gösterilere gitmek için gizlice kaçmak zorundadır. Mahmut ve karısı evin içinde, binaların yıkılışını gören çocuklarını rahat ettirmeye ve korkuyu azaltmaya çalışır. Bir Ekim günü, onlara, evlerinin kapılarını kilitlemeleri ve elveda demeleri söylenir.

Konuşmacı

Mete Çubukçu / Gazeteci – Yazar
Söyleşi: "Tek Kişilik Hücreden Toplama Kampına"

 

KASIM

5 Kasım 2009, Perşembe

Filmin Adı

AŞKENAZ

ASHKENAZ

Yapım Bilgileri

İsrail, Hollanda / 2007 /

Süre

72'

Filmin Konusu

Aşkenaz Yahudileri yani Avrupa kökenli Yahudiler, İsrail'in "Beyaz Halkı"dır. Çokuluslu toplumlardaki beyaz halklar gibi, kendilerini etnik ya da ırksal terimlerle düşünmezler, sonuçta "hepimiz İsrailli değil miyiz?". Yiddiş İbraniceyle, din laiklikle, gelenekler modernlikle, sürgün hükümranlıkla, vatansızlık işgalle, istihza kinizmle, siyah bukleli solgun kızlar saçları sarıya boyalı esmerlerle yer değiştirdi. Fakat İsrail'deki beyazlık paradoksuna göre, Aşkenazlar aslında tarihi olarak "beyaz halk" değil. Film, İsrail'deki beyazlığın üzerine eğiliyor ve şunu soruyor: Nasıl oldu da, Avrupa'nın "Ötekiler"i, Ötekiler'in "Avrupa"sı oldu?

Konuşmacı

Faik Bulut / Yazar
Söyleşi:  "İsrail'de Sosyo-Kültürel Bölünmeler (Batı'dan gelen Eşkanizmler ile Doğu'dan göçen Sefaradimler Çelişkisi)"


KASIM

 12 Kasım 2009, Perşembe

Filmin Adı

BU NE GÜZEL DEMOKRASİ
 What A Beautiful Democracy!

Yapım Bilgileri

Türkiye, 2008 /

Süre

74'

Filmin Konusu

Türkiye, 2007 yazı. Genel seçimlere iki ay var. 6 kadın aynı hedef için büyük bir mücadele veriyor; milletvekili seçilmek... Bir iş kadını, bir profesör, muhalefetin en genç adayı, bir Kürt aktivist ve iki eski genelev çalışanı... Kadınlarla dolu evlerden sünnet törenlerine koşturuyorlar; bir gün bir yas evine konuk oluyorlar, ertesi gün partilerinin mitingine katılıyorlar. Her an her aşamada üzerlerinde baskı var: Erkekler, para, zaman, talepkar seçmenler ve tabii rekabet.

Konuşmacı

Prof. Dr. Büşra Ersanlı / Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi - KADER Yönetim Kurulu Üyesi
Söyleşi: "Kadının Siyasetteki Yeri"

 

KASIM

 19 Kasım 2009, Perşembe

Filmin Adı

YAŞAMIN SINIRINDA
VIDA EN LA VIA
LIFE ON THE LINE

Yapım Bilgileri

Meksika / 2007 /

Süre

31'

Filmin Konusu

Açlık ve küçük düşme, marjinalleşme ve sakatlanma, hırsızlık ve tecavüz... Her yıl, binlerce göçmen Orta Amerika'daki evlerini ve ailelerini, kendilerine "Kuzey"de bir yaşam kurmayı denemek için terk ediyor. Her şeylerini Vaat Edilmiş Topraklar'a olan tek gidişlik yolculuğa bağlayarak, Meksika boyunca ilerleyip, kötü muamele, gasp ve kederle yüz yüze geliyorlar. Bildikleri yerlerden uzaklaştıkça; emniyetsiz durumlarından faydalanan yetkililer ve çeteler, hapishane hücrelerindeki açlık, susuzluk ve perişanlıkla karşılaşıyorlar. Fakat daha iyiye, daha değerli bir yaşama yönelik umutları, ilerlemelerini sağlıyor. Film, ulaşıp ulaşamayacaklarından asla emin olamayacakları bir hayal uğruna, hayatlarını riske atan on binlerce insandan birkaçının kaderini kaydediyor.

Konuşmacı

Neşe Erdilek / Sosyolog - Bilgi Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi
Söyleşi: "Göç bir Travmadır"

 

ARALIK

 3 Aralık 2009, Perşembe

 

 

Filmin Adı

EĞER BİLSEYDİK
ALS WE HET ZOUDEN WETEN
IF WE KNEW

Yapım Bilgileri

Hollanda / 2007 /

Süre

78'

Filmin Konusu

Eğer Bilseydik, Groningen Üniversite Hastanesi'nde, prematüre bebekler için yoğun bakım ünitesinde çalışan çocuk doktorları üzerine, lirik ve tutkulu bir belgesel. Hasta olanı iyileştirmek ya da gerektiğinde dayanılmaz acı çeken, çaresiz hastalıklardan muzdarip çocukların ölümünü hızlandırmak için gerekli olan merhamet üzerine deneysel bir film.

2005'te, İtalya ve ABD'deki dini gruplar, Hollandalı çocuk doktorlarını Nazi metotlarını kullanmak ve özürlü prematüre yenidoğanları öldürmekle suçladı. Oysa doktorlar, hastaları iyileştireceklerine ve yaşamlarını kurtaracaklarına dair Hipokrat Yemini etmişti. Film, çok yakından ve yorum yapmadan, bir grup çocuk doktorunun, zorlu ahlaki sorunlar ve almaları gereken zor kararlarla nasıl başa çıktığını gösteriyor.

Konuşmacı

 

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı / TİHV Başkanı
Söyleşi: "Hekim ve İnsan Olmak, Neden Zor?"


ARALIK

 10 Aralık 2009, Perşembe

Filmin Adı

VOLGA VOLGA: ŞİZOFRENİYLE YAŞAMAK
 Volga Volga: Living with Schizophrenia

Yapım Bilgileri

Türkiye, ABD / 2007 / 60' /

Süre

60 dk

Filmin Konusu

Film, bir şizofreni hastasının ve ailesinin yaşamından kesitler sunuyor. Yönetmen kamerayı, Ankara'da yaşayan ve şizofreni hastalığıyla boğuşan ağabeyine, anne babasına ve reflektif bir biçimde kendine çeviriyor. Volga'nın ve ailesinin kurgusal olmayan, "cinema verite'" tekniğiyle resmedilen hayatlarında, şizofreni hastalığının aile fertlerini ne derece etkilediği anlatılıyor. Belgesel, aynı zamanda Ankara Şizofreni Hastaları ve Yakınları Derneği üyelerinin röportajlarıyla, şizofreninin nasıl bir hastalık olduğu konusuna ilk elden açıklık getiriyor.

Konuşmacı

Doç. Dr. Haldun Gürsoy / Psikiyatr
Söyleşi: "Birey, Toplum ve Şizofreni"

 

Aralık

 17 Aralık 2009, Perşembe

Filmin Adı

KOURSAL
KOURSAL

Yapım Bilgileri

Yunanistan 2006

Süre

62'

Filmin Konusu

Koursal, iki dünya savaşı arasında, Selanik sahillerindeki bir gemide bulunan, dünyanın tek yüzen sinemasının adıydı. Yaklaşık yüz yıllık bir zamanda, şehrin diğer yüzlerinin, resmi tarihin küstahça yok saydığı yüzlerinin açığa çıktığı gizemli görünümün içinde bu bilgi yok oldukça, bu esrarengiz sinemayı sarmalayan özel bir bilgiye ulaşmaya çalışmak ıstıraplı bir arayışa dönüşüverdi. Bu yolculukta rehberlerimiz Yannis Tamtakos ve Nikos Bililis. İlki, işçi hareketindeki zengin geçmişi, önce Troçkizm ve sonra da anarşizmle olan politik bağlantıları yüzünden yolu daha da taşlı olan bir adam. Diğeri ise film mirasını koruma ve yok etme arasındaki ince çizgide gidip gelen, filme inanılmaz tutkulu bir aşkı olan bir adam. Ve sonrasında da deniz: Bazen sakin, sabah sisine sarılmış; bazı zamanlarda fırtınalı ama her zaman Koursal'ı bekleyen...   

Konuşmacı

Enis Rıza Sakızlı / Yönetmen
Söyleşi: "Tarih, Sinema ve Toplumsal Bellek"

 

ARALIK

 24 Aralık 2009, Perşembe

Filmin Adı

ÇÖPTE DOSTOYEVSKI BULDUM
RECYCILING LIFE

Yapım Bilgileri

Türkiye / 2009

Süre

102'

Filmin Konusu

Dünyanın her yerinde sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar şehirlerin "sorun"ları, "istenmeyen görüntüleri", "hayaletleri"… Onların varlığı ancak özensiz basın haberleriyle gündeme gelebiliyor. "Şehrin ‘gerçek sahipleri' olarak tedirginlik duyuyoruz ve onlar bu halimizi hep hissediyor. Aramızda hep mesafe oluyor. Oysa bu çocuklar yanı başımızda ‘insan' olduklarını fark etmemizi bekliyorlar."

Film, sokakta yaşayan çocukların "insan halleri" üzerine… Hem bize hem de onlara umut verecek bir sokak çocuğunun, Oktay Çetinkaya'nın, hayat öyküsünü anlatıyor. Oktay, dilencisinden hurdacısına, çöpçüsünden tinercisine kadar sokakta yaşayan herkesin bir karışımı. Çünkü o da dilencilik yapmış, çöp toplamış, kâğıt satmış, sokakta köpeklerle koyun koyuna uyumuş. Sokakta yaşanan her olayın hayatında bir yeri, hafızasında bir hikâyesi var. Oktay, bu kara saçlı, kara gözlü genç adam, her şeye rağmen hayattan vazgeçmemiş. İstanbul'a uzanan hayatı Adana, Tarsus, Ortaca, Kuşadası sokaklarının ve çöplüklerinin pek çok anısına tanıklık etmiş. Yaşamı, İstanbul'da tanıştığı öğrencilerle ve kâğıt toplarken çöpten bulduğu kitaplarla değişmiş.

Konuşmacı

Prof. Dr. Sevil Atauz / Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmetler Bölümü Başkanı
Söyleşi: "Sokağa Tutunan Çocuklar"