![]() |
|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
VOYVODA CADDESİ TOPLANTILARI
A.SİYASİ İKTİSAT SÖYLEŞİLERİ Her ayın birinci çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında, Çevre Ekonomisi konusu işleniyor. 1.Organik Tarım ve Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar Tarım sektöründe son yıllarda birbirine zıt iki teknik ön plana çıktı: Organik Tarım ve GSO'lu Tarım. Her iki tekniğin de, artıları ve eksileriyle, ekonomik, sosyal ve çevre boyutlarıyla araştırılması gerekiyor. Her iki konuya da dünyada artan bir ilgi söz konusu... Türkiye'de ise bu konular yeterince araştırılmıyor ve tartışılmıyor. Daha da ötesi, kamuoyu her iki konuda da yanlış bilgilendiriliyor. Amacı, dünyada ve Türkiye'de bu iki teknikle ilgili gelişmeleri tartışmaya açmak olan çalışma, iki bölümden oluşacak. Öncelikle ekonomik boyutuyla dünyadaki ve Türkiye'deki gelişmeler ortaya konulacak, daha sonra sosyal ve çevre etkileriyle konu tartışmaya açılacak. Prof. Dr. Alper Güzel / 4 Kasım 2009 / 18:30-20:30 2. Çevre sorunlarına iktisadi çözümler getirebilir miyiz? Yerleşik iktisat ve ekolojik ekonomi karşılaştırması ve yerleşik iktisadın Türkiye'ye yansımaları Ekonomik etkinliklerin ve üretim faaliyetlerinin çevresel etkileri olduğu, iktisatçıların uzun süredir ayırdında olduğu bir gerçek. Bu bakımdan, sunumda, iktisat biliminin ekonomi-çevre ilişkisini nasıl kavramsallaştırdığı tartışılacak. Bu konuda önde gelen iki yaklaşım, neoklasik iktisat ve ekolojik ekonomi arasındaki kuramsal ve yöntemsel farklar irdelenecek: Çevre tahribatı ve sürdürülebilir kalkınma nasıl tanımlanıyor? Tahribatı yavaşlatma/durdurma/geri çevirme ve sürdürülebilirlik için ne gibi öneriler getiriliyor? Sunum kapsamında ayrıca, son 30 yılda, yerleşik iktisadın Türkiye'nin çevreye bakışını ve çevre sorunlarını ele alış biçimini nasıl şekillendirdiği konusunun üzerinde durularak Türkiye'den örnekler verilecek. Son olarak, kamusal alanda, çevre sorunlarına ve politikalarına temelde uzun soluklu bir perspektiften, katılımcı mekanizmalarla ve çok boyutlu bir yöntemle yaklaşılması ve Türkiye'nin çevre politikalarını bu yönde değiştirmesi gerektiğinin altı çizilecek. Yard. Doç. Dr. Begüm Özkaynak / 2 Aralık 2009 / 18:30-20:30 B.İSTANBUL SÖYLEŞİLERİ Her ayın ikinci çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında, İstanbul'un bir merkez olması/olmaması konu ediliyor. 1.Manastırlar Merkezi Konstantinopolis: Geç Dönem Manastırları ve Banileri (1261-1453) 1261 yılında Latin işgalinin sona ermesinin ardından, Konstantinopolis'de yoğun bir inşa faaliyetinin olduğu görülür. Latin döneminde mal varlığını kaybeden, harap olan manastırlar artık yeni bir anlam kazanmıştır. Bu kurumlar, zengin sınıfın kendi ayrıcalıklı hayatını sürdürme isteğine hizmet eden yapılara dönüşür. İçe kapalı kurumlar haline gelen geç dönem manastırları, sadece ayrıcalıklı bir sınıfın hayatını sürdürmesine yardımcı olmayı hedefleyen yapılara dönüşerek, manastır yaptırma geleneğinden ve kutsal amaçlarından uzaklaşır. Manastırlar, bir yandan üst sınıfın döneme dair politik, ekonomik ve sosyal çalkantılardan kendini korumasına yardımcı olurken, diğer yandan onların, yaptıkları bu eserle sonsuza dek anılmalarını sağlar. Dr. Esra Güzel Erdoğan / 14 Ekim 2009 / 18:30-20:30 2.İmparatorluğun Başkenti: Dekadans ve Zulmün Merkezi olan Konstantinopolis/İstanbul ve Konya arasındaki gergin ilişkiler Söyleşi, Konstantinopol/İstanbul'daki siyasi iktidar ile Anadolu arasındaki ilişkilere oldukça farklı bir yaklaşım getirecek. Öncelikle, Konya hakimi Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan'ın, İmparator II. Manuel ile iyi ilişkiler geliştirmeye çalıştığı dönemde, 1162 yılında Konstantinopol'e yaptığı ziyaret sırasındaki kabul törenine değinilecek. Bu konudaki kaynağımız, imparatorun, ihtişam ve gücünü göstermek amacıyla "barbar" Türk'ü en iyi şekilde ağırladığı sırada oluşan gergin ortamı renkli bir üslupla tasvir eden Kinnamos'un eseri olacak. Ziyaret sırasında meydana gelen deprem, Bizanslılar tarafından uğursuzluk olarak algılandı. Değinilecek bir diğer konu; birkaç yüzyıl sonra Osmanlıların başkenti olduğu dönemde, İstanbul'un, Konya ve Karaman bölgesinde yaşayanlar tarafından zulmün merkezi olarak algılanması olacak. Böylelikle, Osmanlılar tarafından fethedilmesinden sonra İstanbul'daki iktidarın baskıcı tutumu karşısında, Şikari'nin 16. yüzyılda yazdığı tahmin edilen ve bölgede artık mevcut olmayan Karamanoğulları hakimiyetini idealize eden Karamanoğulları Tarihi adlı eserden de bahsedilecek. Dr. Sara Nur Yıldız / 11 Kasım 2009 / 18:30-20:30 3. Ticaret Merkezi İstanbul'dan Bir Kesit: Tarihi Yarımadada Venedikliler (11. yy- 15. yy) Doğudan batıya, kuzeyden güneye önemli kara ve denizyollarının İstanbul'da düğümlenmesi ve çözülmesi, rüzgarlardan korunan doğal liman konumundaki Haliç'in varlığı, kenti, tarih boyunca en önemli ticaret merkezlerinden biri haline getirdi. Bölge, 10. yüzyılda Latinlerin ilgi odağı olmaya başladı. Ortaçağ'da İtalyan tüccarların liderleri Venedikliler ve Cenovalılar başta olmak üzere denizle bağlantılı İtalyan kent devletleri, ticaret yaptıkları coğrafyada uzaklara gitmelerine olanak sağlayacak güvenli "durak"lara ihtiyaç duydu. Çok çeşitli yönlerden gelen, çeşitli milletlerden tüccarların kaynaşıp dağıldığı Bizans İstanbul'u, İtalyan ticaret kolonileri için en önemli "durak" olarak, özellikle 11. yüzyıldan sonra çekim alanı haline geldi. Latinlerin kentte yerleştikleri ilk yer, Haliç'in güney sahiliydi. Söyleşide; bugüne değin çekim alanı olma özelliğini hiç yitirmeyen Tahtakale, Eminönü bölgesindeki ticari canlılığın Ortaçağ'daki aktörleri Venedikliler ve yaşadıkları çevre, birincil kaynaklar yardımıyla ele alınacak, ardından bölgenin fetih sonrası görünümü özetlenecek. Doç. Dr. Aygül Ağır / 9 Aralık 2009 / 18:30-20:30 C.KENT VE EDEBİYAT SÖYLEŞİLERİ Her ayın üçüncü çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında, Yazarını Doğuran Kentler üzerine konuşulacak. 1.Bir Hayat, Bir Şiir, İki Kent
Roni Margulies'in "İki Kentin Öyküsü" şiirinden alıntı Roni Margulies / 21 Ekim 2009 / 18:30-20:30 2.İSTANBUL ROMANLARINDA AZINLIKLARIN MACERALARI: 1872-2003 Özellikle 1980'lere kadar, Türk romanlarının çoğunda olaylar İstanbul'da geçer. Bu romanların hemen hepsinde, günümüzde azınlık denilen kesime mensup kişiler görülür. Farklı dönemlerde yaşayan farklı dünya görüşüne sahip yazarlar, azınlıkları (örneğin Rumları) farklı algılamış ve anlatmıştır. Bu karakterlerin öyküsü, edebiyatçıların kimliğine ışık tutar. Romanlara bu açıdan bakmak, toplum içinde egemen olmuş etnik anlayışın anlaşılmasına yardımcı olur. Yazarlar arasındaki büyük farklar ve karakterlerin çeşitliliği, kent içinde var olan dinamikleri de gösterir. Herkül Millas / 18 Kasım 2009 / 18:30-20:30 3.HERKES KENDİ ŞEHRİNİN EN İYİ AŞIĞIDIR Şehirlerin âşıkları, şehirlerine neden bağlıdır? Örneğin Ankaralılar ya da İzmirliler... İstanbul'un diğer bütün şehirlere karşı sergilediği gizli kibir, acaba bu şehirlerin âşıklarını daha mı âşık kılar? Benim için Ankara erkek bir şehirken İstanbul dişidir. Ankara "biz"dir de, İstanbul "ben"dir. Bir roman olsalar, Ankara Suç ve Ceza, İstanbul Anna Karenina olur. Ankara evine bağlı babadır, İstanbul sokak sokak aranan sevgili. İyi de benim için neden böyledir? Ayfer Tunç / 16 Aralık 2009 / 18:30-20:30 D.BİZANS TARİHİ VE ARKEOLOJİSİ SÖYLEŞİLERİ Her ayın dördüncü çarşamba günü 18:30-20:30 saatleri arasında, Bizans çalışmaları üzerine konuşulacak. 1. İmparator Zeno'nun Köyü Büyükkarapınar ve Aziz Sokrates Kilisesi Karaman'a bağlı Başyayla ilçesinin sınırları içinde kalan Büyükkarapınar köyü, Doğu Roma İmparatoru Zeno'nun doğum yeri olan Zenonopolis'in kalıntılarını barındırır. Günümüze ancak zayıf izlerle ulaşabilen geç antik yerleşmenin en önemli yapısı, köyün yaylasında bulunan kilisedir. Yapıyı, 20. yüzyılın başlarında bu sitten Braunsberg'e (bugünkü Braniewo-Polonya) götürülen bir yazıtta adı geçen Aziz Sokrates ile ilişkilendirmek mümkündür. Yerleşme, yakın çevresi ve kilise, 2008-2009 yıllarında İTÜ Mimarlık Fakültesi üyelerinden oluşan bir ekip tarafından incelenmiştir. Prof. Dr. Turgut Saner / 25 Kasım 2009 / 18:30-20:30 2. TÜrkiye'nin ilk gotik kilisesi Arap camiSi'nde Bizans-İtalyan sanatIndan izler Bir Bizans kilisesi olarak inşa edildiği, zamanla kullanıcılar tarafından değişikliğe uğratıldığı ileri sürülen Arap Camisi'nin yapımında çokça Bizans malzemesinin kullanılmış olması, aynı yerde başka bir kilisenin varlığına işaret eder. Yapıya Arap Çamisi denmesinin sebebi, Mesleme bin Abdülmelik tarafından camiye dönüştürüldüğü ya da inşa edildiği inancıyla, halkın İslam büyüklerine duyduğu saygıdan kaynaklanır. Bugünkü yapı, olasılıkla 13. yüzyılın ilk yarısında Aziz Paulus kilisesi adıyla inşa edilmiştir. 13. yüzyılın ikinci yarısında ise kilise, Dominiken tarikatının kullanımına verilmiştir. Varlıkları 1920'lerde de bilinen, ancak 1999 depremi sonucunda düşen sıvalar sebebiyle tekrar görülebilir hale gelen duvar resimleri, yapıyı özel kılar. Yapı; Bizans'ın yaşadığı dönemlerde, dini konuları Bizans üslubunda ama Katolik azizlerin de var olduğu duvar resimleriyle tasvir etmesi ve Türkiye'deki tek örneği oluşturması açısından çok önemlidir. 1453 yılındaki fethi izleyen dönemde yapının kilise olarak kullanıldığını, olasılıkla 1475/1476'da camiye çevrildiğini; içeride bulunan ve sonuncusu 1475'e tarihlenen mezar taşlarından ve manastırda kalan Dominiken din adamlarının Haziran 1476'da yakındaki San Pietro manastırına taşındığı bilgisinden dolayı söylemek mümkündür. Camiye çevrilmesinin ardından 1492 yılında İspanya'dan göçe zorlanan Endülüs Araplarının yerleştirildiği bölgelerden birinde olması itibarıyla Arap Camisi adıyla anılmaya başlandığı düşüncesi, yapının bugünkü adını açıklayan en mantıklı fikirdir. Yard. Doç. Dr. Haluk Çetinkaya / 23 Aralık 2009 / 18:30-20:30
II. İSTANBUL SEMPOZYUMU KÜRESELLEŞEN İSTANBUL'DA EKONOMİ SEMPOZYUMU Küreselleşmeyle beraber, İstanbul'un ekonomisi de hızlı bir dönüşüme girdi. Kalkınmacılık döneminin sektörleri gerilerken, global bağlantılardan beslenen finans ve üretici hizmetleri sahalarında büyük atılımlar gözlendi. Kültür endüstrileri, medya, sanat ve turizme yönelik yatırımlar arttı, bu sahalarda yaratılan istihdam genişledi. Bir yandan da kentin mekansal dönüşümü hızlandı, yeni kent imajina uymadığı düşünülen mahalleler ve kamu kullanımına açık alanlar dışlanırken, farklı inşaat faaliyetleri ve bina türleri gelişti. Sempozyumda, "Küreselleşen İstanbul'da Ekonomi" başlığı altında yukarıdaki konular tartışılacak; kentin makro çözümlemelerinde ihmal edilen boyutlar ele alınacak.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||