![]() |
|
|
|||||
|
BİZANS DÖNEMİNDE BUHUR GELENEĞİ VE BUHURDANLAR Doç. Dr. Gülgün Köroğlu Eski dönemlerden günümüze değin yaşamış pek çok kültürde, çeşitli karışımlar farklı amaçlarla yakılarak, kokusundan ve dumanından yarar beklenmiştir. Yazılı belgelerin ve resimlerin yanı sıra günümüze ulaşabilen buhurdan veya tütsü kabı olarak adlandırılan kaplar ile sunaklar da bunların yaygın kullanımına işaret etmektedir. Eski uygarlıklarda tütsü olarak kullanılan maddelerin neler olduğuna dair yeterli veri olmamasına rağmen, kutsal olduğuna inanılan bitki ya da kurban edilen hayvanın bir parçasının kap içinde yakılması veya yanmakta olan bir ateşin üzerine atılmasıyla ortaya çıkan koku ve dumanın tanrıya ulaşıp onu hoşnut ederek yarar sağlayacağına inanılmıştır. Aynı zamanda ateşin arındırıcı ve iyileştirici bir gücü olduğunun kabul edilmesi de tütsünün anlamını güçlendirmiş olmalıdır. Çoktanrılı ve tek tanrılı dinlerde inanç farklılıkları bulunmasına rağmen ateş yakarak buhur elde etme, güzel kokularla mekânı doldurarak istenmeyen kokuları bastırma, yakılan maddelerin şifa verici olduğu bilinen özelliklerinden yararlanma ve belki de tanrıya yakınlaşma, yukarıya doğru dağılan dumanın etkisiyle duaların tanrıya daha kolay ulaşması ve manevi temizlenme sağlaması gibi ortak amaçların tümü ya da biri için kullanılmış olmalıdır. İnanışa göre buhurun güzel kokusu mekânları doldurarak melek ve iyi ruhları tütsü çevresine toplarken, iyi şeylerden hoşlanmayan şeytan, kötü ruhlar ve diğer zararlıları da kaçırmaktadır. Ancak bu özelliklerden hangilerinin insanları tütsü kullanmaya yönlendirdiği tam olarak bilinmemektedir. Bütün bunlara rağmen kokuların cinsel yaşamdan dinsel yaşama insanların ruhsal yapısını her dönemde etkilemiş olduğu da bir gerçektir. Anadolu uygarlıklarından arkeolojik buluntuları günümüze ulaşan kültürler arasında en güzel tütsü kabı örnekleri Lidyalıların Karun Hazinesi'nde yer almaktadır. Anadolu'nun Pers işgali dönemine ait duvar resimlerinde, özellikle cenaze törenlerinde (symposium) tütsü kapları betimlenmiştir. Tek tanrılı inançlarda tütsüye olan ilgi giderek artmıştır. Tek tanrılı dinler içinde buhur yakmaya en fazla önem veren Museviliktir. Eski Ahit'te buhurun nasıl hazırlanacağı (Mısır'dan Çıkış 30: 34-38), ne zaman yakılacağı, buhur sunağının ne şekilde yapılacağı en ince ayrıntılarına kadar bizzat Rab tarafından tanımlanmış ve buhur dumanlarının Rabb’in öfkesini yatıştırdığı da belirtilmiştir (Sayılar 16: 44 vd.). Rabb’in Musa'ya söylediği armağanlar arasında güzel kokulu yağlar ve güzel kokulu buhur için baharat da bulunmaktadır (Mısır'dan Çıkış 25: 6). Ürdün, Gerasa'daki bir sinagogun döşeme mozaiklerinde hayvan tasvirlerinin yanı sıra yedi kollu şamdan (menorah), palmiye dalı (lulab), koç boynuzu (shofar) ve uzun saplı bir buhurdan (shovel) gibi Musevi inancıyla ilişkili litürjik eşyalar tasvir edilmiştir. Sardes Sinagogu'nda yapılan kazılarda da iki adet buhurdan ele geçmiştir. Hıristiyanlıkta buhurun oldukça önemli bir yeri olmuştur. Buhur geleneği başlangıçta Pagan gelenek olarak görüldüğünden kilise babalarınca hoş karşılanmamış olmasına rağmen kısa zamanda dinsel törenlerin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Gerçek bir Hıristiyan olup olmadığı kesinleşmemiş olmasına rağmen Hıristiyanlığı serbest bırakan İmparator I. Konstantin'in Roma'daki iki büyük kiliseye altın buhurdanlar bağışladığı kaynaklarda yazılıdır. Hıristiyan döneme ait ilk buhurdan örnekleri 4. yüzyılda Mısır'da Koptlar tarafından kullanılmaya başlamış, kiliselerde buhur yakma geleneği kısa süre içinde yaygınlık kazanmıştır. Bizans döneminden günümüze ulaşan buhurdanların pek çoğu 5 ile 7.yüzyıllar arasına tarihlendirilmektedir. Finike yakınlarındaki Kumluca (Sion) ve Kıbrıs-Girne’de bulunmuş olan 6-7. yüzyıllara ait gümüş kilise eşyalarının olduğu definelerde tören haçı, kutsal kitap mahfazaları, paten, kalis ve kandillerin yanı sıra buhurdanlar da ele geçmiştir. İkonoklazma döneminin (726-843) sona ermesiyle birlikte tütsü yakma bir gelenek haline gelmiştir. Bizans geleneklerine ve din kurallarına uygun olarak kiliseyi ziyaret eden imparator veya piskoposun kilisede karşılanması onuruna buhur yakılmıştır. Kentin çeşitli felaketlerden korunması, kutsal kalıntıların taşınması, evlilik sahneleri, cenaze, ölü gömme, Meryem ikonalarının ve röliklerin kutsanması, kent içinde yapılan dini geçit törenleri ve ekmek-şarap (ökaristi) ayini gibi dinsel törenlerin birçoğunda tütsünün vazgeçilmez yeri vardır. Tütsünün Değişik Kullanım Alanları Aromatik güzel kokuların baştan çıkarıcı etkisi olduğuna çok eski dönemlerden itibaren inanılmıştır. Bizans kültüründe, düğün gecesi yeni evlenenlerin odasının hoş kokularla tütsülenmesi bir gelenek olmuştur. Bu dönemde güzel kokularla uğraşma pek çok kişinin ilgisini çekmiş olmalıdır. Mikhail Psellos, Ayasofya’nın güney galerisinde portre tasviri bulunan İmparatoriçe Zoe'nin tatlı otlara, halis Hint baharatına ve daha pek çok nadir bulunan kokulu bitkiye olan ilgisini ve Büyük Saray'ın ikametine ayrılan bölümünde vaktini parfüm ve merhem yaparak geçirdiğini anlatır. Psellos, Zoe'nin tamamen kendine özgü dinsel tapınışlarını da -Grek edebiyatını iyi okuduğunu belirtip çoktanrılı inanca dayandırarak- parfümlerin saçtığı buharın kötü ruhları kovup iyi ruhları cezbettiği şeklinde yorumlamıştır. Mısır-Kopt dönemi (4-7. yüzyıllar) eserleri arasında kadın başı şeklindeki buhurdan ve kandil örneklerinin Saba kraliçesini temsil ettiğine inanılmıştır. Günlük yaşama yönelik bronzdan yapılmış buhurdan, makyajlı yüzü, kolyesi, küpeleri ve alnındaki iri inci tanesi gibi aksesuvarlarıyla dinsel bir kişilikten öte özellikle Hıristiyan Mısır'da kadın güzelliğinin ve bereketin simgesi olmuştur. Üzerinde küçük delikler olan sivri uçlu başlık aynı zamanda buhurdanın kapağını oluşturur. Külahın ucundaki halka ve zincir parçası da taşıma kolaylığı sağlamaktadır. Saba kraliçesi ile Kral Süleyman'ın aşkları ortaçağ masalları arasında önemli bir yere sahiptir. Efsanevi Saba kraliçesi Arabistan'ın güneyindeki (büyük ihtimalle Yemen) ülkesinden Süleyman'ın sarayına geldiğinde altın, değerli taşlar ve bol miktarda hoş kokulu baharat getirmiştir. Venedik’teki San Marko Kilisesi Hazinesi'nde sergilenen kubbeli minyatür yapı şeklindeki kutu da bir buhurdandır. Gümüş üzerine altın yaldızlı buhurdan, beş kubbeyle örtülü merkezi planlı bir yapı görünümündedir. Ortadaki büyük kubbenin üzerinde bir aydınlık feneri, diğerlerinde ise haçlar vardır. Haçlar ilk bakışta bu yapının bir kilise olduğunu düşündürse de duvarların alt kısmında kabartma ve kazıma teknikleriyle işlenmiş siren, kentavros, grifon ve kanatlı küçük melekler gibi mitolojik yaratıklar ile kapı kanatlarında genç kız görünümünde betimlenmiş cesaret ve akıllılık alegorileri bu yapının saray yapısı olabileceğini akla getirmektedir. Haçlar ile mitolojik efsanevi figürlerin birlikte gösterilmesi de tamamen Bizans'a özgü farklı bir bakış açısı sergilemektedir. Buhurdanın üst kısımlarında ise kazıma, kabartma ve delik işi tekniğindestilize bitkisel desenler vardır. Üst kısımdaki süslemede delik işi tekniğinin seçilmiş olması güzel kokunun buradaki açıklıklardan kolayca dışarı çıkmasını sağlamıştır. Bu buhurdan dinsel bir eşya olmaktan çok, bir saray ya da soylunun ikametgâhına güzel koku sağlamak için kullanılmış olmalıdır. Konstantinopolis'in Latinler tarafından işgal edilmesi sırasında Venedik'e götürülmüş olan bu nadir eser 12. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Tütsü Malzemeleri Bizans Döneminden Buhurdanlar Kiliselerde kullanılan litürjik eşyalar daha çok gümüş ve bakır alaşımlarından yapılmıştır. Kaynaklarda altın buhurdanlardan söz edilse de altından yapılmış herhangi bir örneğin varlığı bilinmemektedir. Gümüş ve gümüş üzerine altın yaldızlı buhurdanlar kilise hazinelerinde ele geçmiştir. Bunların adak ya da bağış olarak yapılmış oldukları yazıtlarından anlaşılmaktadır. Buhurdanların daha çok bakır alaşımları olan bronz ve pirinçten döküm tekniğinde yapılıp kazıma, kabartma, niello ve delik işi tekniklerinde bezendikleri görülmektedir. Zincir, sap gibi ara parçalarda demir ve kurşun da kullanılmıştır. Buhurdan amaçlı kullanılmış madeni çanakların bazılarının üzerinde kapakları bulunur. Kapakları günümüze ulaşamayan örneklerin ise kapağının olduğunu gösteren menteşe kalıntıları veya bazı izleri kalmıştır. Kapaklar genellikle yarım küre, üçgen prizması ya da konik biçimlerdedir. Kapaklı buhurdanlarda, çanak ile kapak arasında menteşe ve küçük bir kilit sistemi vardır. Buhurdanın içinde yanma olayının gerçekleşebilmesi için oksijen girişini sağlaması ve bitki karışımının yakılması sonucu oluşan duman ile kokunun yukarı çıkabilmesi için kapakların işlevine uygun düşecek biçimde delik işi tekniğinde bezenmiştir. Eşmerkezli daireler, balık pulu, anahtar deliği, karşılıklı olarak yerleştirilmiş kuş, geyik ve grifonlar ile üzüm ve asma yapraklarından oluşan desenler Bizans ve ortaçağ Avrupa’sında görülmektedir. Bizans sonrası dönemde batıda buhurdanların minyatür kilise şeklinde düzenlenmiş örnekleriyle karşılaşılmaktadır. Bunların kapakları çatı ve kubbe şeklindedir. Değişik tiplerdeki haçlar da, kapak tutamağı, zincir ara parçası ya da buhurdanın üzerine işlenmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Kapaklı buhurdanlarda zincir halkası, kapağın üstündeki tutamak kısmına veya buhurdan çanağının ağız kenarındaki üç askı halkasına geçirilmiştir. Kapaklı örneklerde çoğunlukla tekli zincir düzenlemesiyle karşılaşılmaktadır. Bizans buhurdanlarının büyük çoğunluğu kapaksız, zincirli örneklerden oluşur. Buhurdanların çanak kısmı kapaklı ve kapaksız örneklerde benzer formlarda yapılmıştır. Kapaksız örneklerde çanağın ağız kenarında bulunan dilimli veya yarım daire şeklindeki askı halkalarına zincir ya da uzun teller takılmıştır. Döküm tekniğinde veya metalden kesilerek yuvarlak, "6 veya 8" biçiminde kıvrılmış zincir halkalarına ara parça olarak bazı örneklerde haçlar asılmıştır. Zincirler üst kısımda ya bir kancada birleşmekte ya da bir tepeliğe geçmektedir. Tepelik genellikle üç ya da altı kolu olan, uçları yukarı kıvrılan uzun ve sivri taç yaprakları olan çiçek şeklindedir. Bazı örneklerde tepelik yerine bir ucu kıvrılarak halka, diğer ucu kanca şekline getirilmiş uzun bir tel mevcuttur. Tepeliğin yukarı kısmına asılı olan kanca ya da halka dini törenler sırasında din adamlarının sağ ellerinin baş parmaklarına geçirip kullanmaları içindir. Tepelikler ile kandil ayaklarının bazı örneklerde birbirine benzer olması bu tür madeni eşyaların aynı atölyelerde üretilmiş olduğunu da gösterir. Buhurdanların ağız kenarları hafifçe içe ya da dışa dönük olabilmekte, buralarda genellikle zincirin geçirilmesi için yarım yuvarlak ya da dilimli askı halkaları bulunmaktadır. Ancak zincirli olmayan buhurdan örnekleri de mevcuttur. Bizans döneminde tek ya da en çok üç zincirli buhurdanların kullanıldığı görülmektedir. Zincirli buhurdanlar taşıma kolaylığı getirmesinin ötesinde özellikle de din adamlarının (çoğunlukla diyakonların) dini törenler sırasında ileri ve geri sallamasına olanak vermiştir. Buhurdanın sallanması ile ateşin rüzgârla sönmemesi, dumanın fazla çıkması ve tütsü kokusunun daha geniş alana yayılması sağlanmıştır. Buhurdan çanaklarının iç kısımları genellikle pütürlü bırakılmış, dış kısımları perdahlanarak parlatılmıştır. Döküm tekniğiyle yapılmış buhurdanların dış kısımlarında kalıpla yapılmış kabartma bantlar, pergel ya da tornada yapılmış basit kazıma yivler bulunmaktadır. Haluk Perk Müzesi’nden iki buhurdanın dış yüzeyinde kazıma tekniğinde stilize bitkisel ve geometrik desenler ile sembolik anlamlar taşıyan kuş figürleri işlenmiştir. Zincirli buhurdanların yanı sıra katzi (katzion, katsi, katzen, katsiterion) denilen ayaklı sığ çanak, buna bitişik düz disk veya oval biçimli dil şeklinde bir ara bölüm ve uzun bir saptan oluşan buhurdanlar da vardır. Buhurdan çanağı ile sap arasındaki oval veya daire biçiminde bir diskin üzeri delik işi, kazıma veya kabartma tekniğinde bezemelidir. Katziler bir yere koymak veya kısa bir süre elde tutmak için tasarlanmış buhurdanlardır. Bu tip buhurdanlar özellikle erken dönemde görülen uzun tek saplı buhurdanların bir çeşidi olarak ortaya çıkmış olmalıdırlar. Kapaklı katzi formunun erken örnekleri Mısır'da Kopt sanatında görülür. 11. yüzyıldan itibaren özellikle Balkan ülkelerinde yer alan kilise ve ikonalardaki “Meryem'in ölümü”, “Meryem'in kutsal ikonasının kutsanması” ve “İsa'nın boş mezarını ziyarete gelen kadınlar” gibi sahnelerde zincirli buhurdanların yanı sıra katzilerin de tütsü yakmak için kullanıldığı göze çarpmaktadır. Katziler çoğunlukla ölüm sahnelerinde tasvir edildiğinden daha çok cenaze törenlerinde kullanılmış oldukları düşünülmektedir. Türkiye müze ve özel koleksiyonlarında katzi örneği mevcut değildir. Buna rağmen Avrupa ve Amerika'daki müze, özel koleksiyon ve manastır hazinelerinde Bizans dönemine ve sonraki dönemlere ait katziler bulunmaktadır ve örneklerin çoğu Balkanlar ya da Yunanistan’dandır. Katzilerin özellikle manastırlarda kullanıldığı, manastır kuruluş vakfiyelerinde (typikon) kilisedeki bir kardeşin (keşişin) katziye bakmakla sorumlu tutulduğu belirtilmiş, katzilerin kullanımı günümüze kadar devam etmiştir. Geç Bizans ve Bizans sonrası dönem katzilerinde süsleme özellikle çanak ile sap arasındaki parça üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu bölüme kilisenin adandığı kutsal kişinin tasviri yapılmış, uzayıp genişleyen bu ara parça küçük ayaklarla da desteklenmiştir. Geç dönemde katzi ve zincirli buhurdanların yan kenarlarına tintinabula denilen özellikle kötü ruhları kaçırdığına inanılan küçük ziller eklenmiştir. Buhurdanların yanı sıra tütsü kutuları ve tütsü faraşları da kullanılmıştır. Buhurdanın içinde yakılacak olan bitkisel karışımlar pyksis ya da mouzikion denilen fildişi, kemik, metal veya taştan oyulmuş, çoğu kapaklı olan kutuların içinde muhafaza edilmiştir. Bizans ve Bizans sonrası döneme ait birçok dinsel içerikli resimde, diyakon giysileri içindeki Aziz Stephanos veya başka azizler sağ ellerinde buhurdan, sol ellerinde beyaz ketenden bir örtüye sarılmış tütsü kutusu taşımaktadırlar. Konstantinopolis, Anadolu ve Balkanlar'daki yerleşimlerde bakır alaşımlarından dinsel ve günlük yaşama ait eşyaları üreten atölyeler, benzer tipteki buhurdan ve katzi modellerini tekrarlamışlardır. Dinsel törenlerde kullanılan eşyalar ve buhurdanlar manastırlardaki atölyelerde yapılmıştır. İmparatorluk Sarayı'nda darphaneye bağlı çalışan atölyelerde ise birinci sınıf eserler üretilip, imparatorun ve diğer soyluların hediyesi ya da adağı olarak komşu devletlere, papaya, önemli manastır ve kiliselere gönderilmiş olmalıdır. Kutsal Topraklarolarak adlandırılan Suriye-Filistin, Ürdün ve Kudüs çevresindeki İsa'nın ve Hıristiyan inancıyla ilgili diğer kutsal kişilerin yaşamlarına ilişkin yerler ile türbe ve kiliselere ziyaretleri sırasında "hac hatırası" olarak aldıkları eşyalar arasında pişmiş toprak ya da kurşun mataracıklar, pişmiş toprak madalyonlar ve koruyucu tılsımların yanı sıra buhurdanlar da bulunmaktadır. Tamamen döküm tekniğiyle yapılmış bu tipteki bronz buhurdanların genellikle soğan biçimli olan küresel gövdelerinin üzerinde yüksek kabartma olarak İsa'nın yaşamından sahneler (Meryem'e Müjde, İsa'nın Doğumu, İsa'nın Vaftizi, Çarmıh, Kadınların İsa'nın Boş Mezarını Ziyareti) birbirini takip eder şekilde yan yana sıralanmıştır. Kutsal Topraklar'dan getirilmiş olduğu düşünülen ve özellikle 6-7. yüzyıllara tarihlendirilen bu tipteki örnekler British Museum, Virginia Museum of Fine Arts, Harvard University, Arthur M. Sackler Museum, Sadberk Hanım Müzesi ve daha pek çok müzede bulunmaktadır. Suriye-Filistin bölgesi üretimi olan bu tipteki buhurdanların üzerinde tasvir edilen konular, hacıların bu bölgeye yaptıkları geziler sırasında ziyaret ettikleri kutsal yerlerle ilişkili mekânlardır. Kumluca yakınlarında 1963 yılında yapılan kaçak kazılarda bir kiliseye ait gümüş eşyalardan oluşan bir define bulunmuştur. Bu definedeki eşyaların büyük bir bölümü Antalya Müzesi'nde ve bilinen diğer bölümü ise Washington D.C., Dumbarton Oaks Koleksiyon'da bulunmaktadır. Yurtdışında Sion, Türkiye'de ise Kumluca (Korydalla) Definesi olarak bilinen bu definedeki dinsel törenlerde kullanılan kilise eşyalarının üzerindeki kontrol damgaları eserlerin 565-575 yılları arasına ait olduklarını gösterir. Bu çok değerli eserlerden oluşan definede, biri Antalya'da, diğeri Washington'da olan iki buhurdan yer alır. Antalya Müzesi'ndeki buhurdan gümüş üzerine altın yaldızlı, silindirik gövdeli ve halka dipli zincirli buhurdandır. Buhurdanın silindirik gövdesi üzerinde alçak kabartma olarak İsa'nın yaşamından altı sahne işlenmiştir. Bu sahneler sırasıyla Müjde, Su ile İspat, Meryem ile Elizabet'in Buluşması, Beytüllahim'e Gidiş, İsa'nın Yıkanması ve Anastasis'tir. Üst kısımdaki bordürde niello tekniğinde "Çok alçakgönüllü Piskopos Eutychianus'dan Tanrı doğuran Meryem'e" adandığı yazılıdır. Kumluca definesindeki ikinci buhurdan Dumbarton Oaks Koleksiyonu'ndadır. Kaçak kazıyı yapanlar tarafından maden olarak satılmak üzere 10 parça halinde bölünerek katlanmıştır. Restore edilen eser, gümüş üzerine altın yaldızlı altıgen gövdesi olan zincirli bir buhurdandır. Buhurdanın üstünde defne dalı çelenginin içerisinde İsa'nın, Aziz Petrus ve Aziz Pavlus'un büstleri kabartma olarak işlenmiştir. Aralarda kalan diğer üç yüzde ise cepheden gösterilmiş, ince ayrıntıları bile işlenmiş tavus kuşları vardır. Kıbrıs, Lamboussa'da gün ışığına çıkarılan definenin içerisinde yer alan altıgen biçimli gümüş buhurdanın her yüzündeki oval madalyonlar içerisinde Pantokrator İsa, Meryem, Aziz Petrus, Aziz Pavlus, İncil yazarı Ioannes ve Aziz Yakup kazıma ve alçak kabartma teknikleriyle işlenmiştir. Buhurdanın alçak kaidesindeki İmparator Phokas devrine (602-610) ait kontrol damgası, tarihlendirme açısından önemlidir. Mut yakınlarında Dağ Pazarı Kilisesi'nde ele geçen, 5. yüzyıla tarihlendirilen döküm tekniğiyle yapılmış zincirli altıgen biçimli buhurdanın her yüzünde kemer içinde bir figür bulunmaktadır. Kemerlerden birinde sağ elini kutsamak için yukarı kaldırmış, sol elinde kandil tutan İsa, diğerlerinde melekler betimlenmiştir. Kazıma tekniğiyle hazırlanmış yazıtta "Theodoros'un adağı olarak (yaptırıldı)" yazılıdır. Oxford, Ashmolean Müzesi'ndeki bronz katzi, yayvan ayaklı sığ çanak ile bu çanağın ağız kenarının bir bölümüne eklenmiş "U" biçiminde yassı parça ve uzun demir saptan oluşmaktadır. Çanak ile sap arasındaki yayvan parça üzerinde delik işi tekniğinde sırt sırta bakar şekilde karşılıklı grifonlara ek olarak ortada bir palmet işlenmiştir. Mount Athos'taki Simonopetra Manastırı'ndan pirinç katzinin "U" biçimli yassı parçası üzerinde de delik işi tekniği kullanılmıştır; ortada palmet ve stilize dal kıvrımlarından oluşan yürek biçimli bir düzenleme ile iki yanında üç taç yapraklı çiçekleri/meyveleri gagalayan kuşlar görülmektedir. Ioannina Bizans Müzesi'ndeki 13. yüzyıla tarihlendirilen bronz katzi ise sığ bir çanak, üç çiviyle perçinlenmiş, üzerinde kazıma eşmerkezli daireler bulunan disk ve uzun bir saptan oluşur. Bizans Görsel Sanatlarında Buhurdan Tasvirleri Tasvirlerinde ve tapınımında tütsüye yer verilen bir diğer aziz ise Simeon Stylites'tir. Antakya yakınlarında Mucizeler Dağı olarak bilinen yerde, bir sütunun tepesinde ömrünün büyük bir bölümünü geçirmiş olan Simeon Stylites birçok hastayı iyileştiren mucizeler yaratmıştır. Yaşadığı yer ölümünden sonra da hac merkezi olmuş, hacılar bu kutsal merkezden aldıkları yağ ve su gibi şifa verdiğine inanılan maddeleri, pişmiş toprak mataracıkları ve kilden yapılmış madalyonları (eulogia) ülkelerine taşımışlardır. Eulogia'lar, azizin üzerinde yaşadığı sütunun çevresinden alınan toz ya da toprakla yapılan yaklaşık 3-5 cm çapında hac hatıralarıdır. Ön ve arka yüzlerinde sütun üzerinde yaşayan Simeon Stylites, annesi Martha, öğrencisi Konon ya da azize tapınan kişiler ya da sütuna dayalı merdivenle ona yemek taşıyan hizmetli figürleri ve Hygeia (sağlık) yazısı görülmektedir. Bu tasvirlerde ortak nokta, Simeon Stylites'e tapınım sırasında tütsünün de kullanılmış olmasıdır. Azizin hayat hikâyesi (vita) sayısız mucizevi iyileştirme anlatılarıyla doludur. Gelen hastalar Simeon Stylites'in aracılığıyla kötü ruhlardan, nazardan ve hastalıklardan kurtulmakta, tütsünün buharı da edilen duaları ve yalvarışları göklerdeki Tanrı'ya ulaştırmaktadır. Sicilya'da bulunan bir bronz buhurdan üzerinde "Tanrı, Kutsal Zakharias'ın (Zekeriya) buhurunu aldı, bunu kabul et" yazılıdır. Burada İncil'deki bir ayete (Luka 1:8) gönderme yapılmaktadır. Tapınakta tütsü yakıp dua eden Zekeriya'nın dualarını, tütsünün buhuru Tanrı'ya hızlı bir şekilde ulaştırmıştır. Zekeriya'nın duaları kabul olmuş, karısı Elizabet ileri yaşta olmasına rağmen hamile kalıp Yahya'yı doğurmuştur. Bizans ikonografyasında sıkça tasvir edilmeyen "Zekeriya'nın Tanrı Tapınağı'nda tütsü yakması ve Yahya'nın doğacağının müjdelenmesi" sahnesi, Mısır'da Wadi El-Natrun'da, Aziz Makarios Kopt Manastırı'ndaki duvar resminde görülmektedir. Buhurdanların en çok kullanıldığı sahnelerin başında cenaze törenleri gelmektedir. Bizans tasvir sanatında büyük önem verilen "Meryem'in ölümü (Koimesis)" sahnesi, Hıristiyan cenaze törenlerinin bir modeli olmuştur. Yüksek bir yatak üzerinde, genellikle başı tasvirin sağına gelecek şekilde yatırılmış Meryem'in cansız bedeninin üzerine eğilmiş Aziz Petrus, sağ elindeki buhurdanla cenazeyi tütsülerken gösterilmiştir. Bazı tasvirlerde Aziz Petrus buhurdan, Aziz Ioannes ise tütsü kutusu taşımaktadır. Gracanica Kilisesi'nde yer alan Meryem'in ölümü sahnesi bu konuda yapılmış, en çok ayrıntı içeren resimlerden biridir. Oldukça kalabalık olan bu kompozisyonda cenaze alayı betimlenmiştir. Cenaze alayının önünde havariler ilerlemektedir. Bu grubun içinde yer alan Petrus'un elinde dilimli gövdesi olan zincirli bir buhurdan ile kare prizması şeklinde bir tütsü kutusu bulunmaktadır. Meryem'in cesedinin olduğu yatak omuzlarda taşınmakta, arkadan melekler ordusu gelmektedir. Meleklerden birinin elinde katzi tuttuğu görülmektedir. Meryem'in ölümü sahnesinin yanı sıra İsa ve diğer kutsal kişilerin ölüm töreni sahnelerinde de cenaze mutlaka, piskopos ya da diyakon tarafından tütsülenmektedir. Cenazeyi toprağa verme sırasında da tütsüleme işlemi devam etmiştir. "Tanrı Anası (Theotokos) Meryem'in kutsal tasvirleri ve röliklerinin kutsanması" sahnelerinde de zincirli buhurdan ve katzi kullanılarak ikonanın kutsandığı görülmektedir. Sonuç Onika; Kızıldeniz'de bulunan bir tür midye kabuğundan yapılan güzel kokulu bir baharattır. İsa'nın annesi Meryem, Mecdelli Meryem ve Klopas'ın karısı ve Havari Yusuf ve Yakup'un annesi olan Meryem. Mısır'da bulunduğu söylenen 8-9. yüzyıllara tarihlenen yüksek üç ayaklı silindirik gövdeli, kubbe biçiminde kapaklı, uzun saplı buhurdan, İslam buhurdanlarına da benzemektedir. Rum Ortodoks Kiliselerinde buhurdanın ileri geri sallanmasında sayısal bir düzen, kural olarak benimsenmiştir. İsa için 3, Meryem için 2, aziz ve azizeler için 1 kez buhurdan ileri sallanmaktadır. Bizans döneminde de böyle bir uygulama olup olmadığı ise bilinmemektedir. Günümüzde Rum Ortodoks Kiliselerinde kullanılan buhurdanların zincir kısmında 12 adet küçük zil asılıdır. Sayısı 12 olan zillerin, 12 havariyi simgelediği din adamları tarafından belirtmiştir. Acara 1989: 75. Acara tarafından Anastasis olduğu belirtilen sahne, Antalya Müzesi'nin envanter kayıtlarında, "Tanrı olarak bilinen İsa'nın dönüşü" olarak tanımlanmıştır. Bu sahnenin Anastasis olması gerekmektedir. Kutsal Topraklar'da hacılar için üretilmiş küçük bronz haç röliker üzerindeki Aziz Stephanos'un kabaca kazınmış tasvirinde bile, azizin sağ elinde zincirli buhurdan gösterilmiştir. Kilise hizmetlileri olan diyakonların üzerlerinde, görevlerinin bir simgesi olan sol omuz üzerine konulan bir ucu öne, diğer ucu arkaya sarkıtılan sembolik anlam taşıyan orarion denilen keten bir atkı-peşkir vardır. |
||||