English
       Geri dön






Zeyrek Camii Restorasyonu Zeynep Ahunbay
Zeynep Ahunbay

İstanbul’un Süleymaniye ile Fatih arasındaki bölümünde, bir set üzerinde yer alan Zeyrek Camii, Bizans döneminde 1118-1136 yılları arasında, Pantokrator Manastır Kompleksi olarak yapılmış bir yapılar grubundan geriye kalan üç kiliseden oluşmaktadır. Cami ve etrafındaki ahşap mahalle, tarihi İstanbul’un önemli bileşenlerinden biri olarak korunmaya değer bulunmuş ve Dünya Mirası olarak tescil edilmiştir. Böylece Zeyrek, Ayasofya, Sultanahmet ve Topkapı Sarayı’nı içeren Sarayburnu bölgesi, Süleymaniye mahallesi ve Karasurları ile birlikte İstanbul’un tarihi alanlarından bir parça olarak, 1985’de evrensel bir statüye kavuşmuştur. Ne yazık ki bu statüyle birlikte, gerekli bakım onarım çalışmalarına girişilmemiş, Zeyrek Camii ve çevresi çok ihmal edilmiştir.

Yapımına, Kraliçe İrene tarafından başlanan manastır kompleksinde önce Güney Kilise  tamamlanmış, daha sonra kuzey bölümü eklenmiştir.  İki kilise arasında Mezar Şapeli olarak anılan bir bölüm bulunmaktadır. Proje bitmeden ölen Kraliçe Irene’nin, iki kilisenin arasına gömülmesiyle, imparatorluk ailesine ait bir Mezar Şapeli yaratılmıştır. Güney Kilise, manastırın en büyük kilisesidir. Programı oldukça geniş olan manastır Kraliçe Irene’nin fakir insanlara, düşkünlere yardım etmek için kurduğu yaşlılar evini, göz hastahanesi gibi yapıları kapsıyordu; ancak bu yapılar günümüze ulaşamamıştır.  Fetih sonrasında manastır binaları ve cami, önce Molla Zeyrek’in ders verdiği bir medreseye çevrilmiş,  Fatih Camii’nin yapılmasıyla da buradaki öğrenciler Fatih Külliyesi’ndeki medreselere taşınmıştır. Öğrenciler ayrıldıktan sonra üç kilise, cami olarak kullanılmıştır.

Zeyrek’in 19. yüzyılda çekilmiş fotoğraflarından bulabildiğimiz en eskisinde, caminin dış narteks bölümünün kuzey duvarına  bitişik olarak bir ahşap ev görülmektedir.  Evin bacası kuzey duvarından yukarıya doğru yükselmektedir.  Bugün ev yoktur, geriye yalnız zemin kattaki  mutfağının ocağı kalmıştır. Evin camiye birleştirilmesi nedeniyle dış narteksin kuzey cephesindeki pencereleri kapatılmıştır.

Caminin  yaşamı boyunca İstanbul’u sarsan depremlerden etkilendiği ve onarıldığı anlaşılmaktadır.  1766 ve 1894 depremlerinde hasar gören cami, daha sonra onarılmıştır. 1894 depremiyle ilgili bir belgede, Zeyrek Camiinin çok önemli  bir eser olduğu, onarımının çok dikkatli yapılması, özel kişiler tarafından yürütülmesi gerektiği belirtilmiştir.  Şimdiye kadar ulaşabildiğimiz belgelerden yapıya ne gibi müdahaleler yapıldığı konusunda ayrıntılar öğrenilememiştir.  Bu nedenle 20. yüzyıl başında J. Ebersolt ve A. Thiers tarafından hazırlanan plan, kesit ve cephe rölöveleri, yapının o zamanki durumunu anlamamıza yardımcı olmaktadır.

1960’larda Vakıflar Başmüdürlüğü tarafından yürütülen restorasyon çalışmalarının bir  bölümü ile ilgili olarak Y. Mimar Fikret Çuhadaroğlu’nun makalesinden bilgi edinilmektedir. Bu çalışma sırasında, Kuzey Kilise’nin batı ve kuzey cephelerinde, çatısında çalışıldığı anlaşılmaktadır.  Deprem  hasarları sonrasında doldurulmuş olan bazı açıklıklar dolguları boşaltılarak açığa çıkarılmıştır.  Örneğin Kuzey Kilise’nin  kuzey   duvarında, bir  üst pencere içindeki mozaikler bu çalışma sırasında  ortaya çıkmıştır.  

 Y. Mimar  F. Çuhadaroğlu, 1960-1970 yılları arasında yapılan restorasyonda  Kuzey Kilise’nin batı cephesinde, doldurulmuş kemerler bulunduğunu, bir kemerin çok zayıf olduğunu ve dolgunun  sökümü  sırasında yıkıldığını belirtmektedir. Kuzey Kilise galeri seviyesinde bulunan üçlü pencere düzenine bugün bakıldığında, başlıklardan ve sütunlardan birinin özgün olduğunu, dağılan ve yok olan ögelerin yerine yapay malzemeden yapılmış yenilerinin konulduğu görülmektedir.  Zeyrek’te oturanların ve başka kişilerin sürekli olarak çatıdaki  kurşunları çalması Vakıflar yönetimini bir çözüm aramaya yöneltmiştir.   Çatının açılan bölümlerinin,  kurşun yerine kurşun taklidi sıva  ile örtülmesi  kararlaştırılmıştır. Böylece  caminin, kolayca çıkılamayan Güney ve Kuzey kiliselerinin  kubbeleri   kurşun  örtülü  bırakılıp, bütün diğer alanlar, çimentolu bir harçla kurşun  görünümünde sıvanmıştır. 1970’lerden 1995’e gelinceye kadar geçen sürede  bu örtü çatlamış ve çatıdan  içeriye su girmeye başlamıştır. 1960’larda yapılan  onarımda duvar onarımlarında ‘klasik tuğla’ denilen geleneksel teknikte pişirilmiş tuğlalar yerine, çimentoyla dökülmüş tuğlalar, horasan harcı yerine  çimentolu harç kullanılmıştır.  

İstanbul’un önemli anıtlarından biri olan Zeyrek Camii’nin harap durumundan kurtarılması için 1995 yılında bir çalışma başlatıldı. Ilinois Üniversitesinden Prof. Dr. Robert Ousterhout’un önerisiyle, İTÜ’den Prof. Dr. Metin Ahunbay ve Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, yurtdışından sağlanacak yardımla anıtın belgelenmesi ve onarımının yapılması için birlikte çalışmaya karar verdiler. İTÜ Mimarlık Fakültesi Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden  Zeyrek Camii’nde çalışma izni talep etti ve  gerekli izin alınarak zemin katta plan  rölövesine başlandı.

Henüz rölöve çalışmaları sürerken, 1997 yılının Mart ayında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce Zeyrek Camii’nin çatı restorasyonunun bir müteahhide verildiği öğrenildi. Müteahhidin elinde bir proje yoktu. İstanbul 1 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun yükleniciden bir çatı projesi talep etmesi üzerine,  İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü, bu  projenin tarafımızdan hazınlanmasını istedi. Böylece çatıda çalışmaya başlanıldı.

Çatı projesi onaylandı ve yüklenici 1997 yılı Eylül  ayında çatıdaki çimentolu kurşun taklidi kaplamaları sökmeye başladı. Kuzey Kilise’nin kurşun örtüsünün yenilenmesi  sırasında  yaptığımız incelemeler, bu bölümün Osmanlı döneminde hasar gördüğünü ve yeniden yapıldığını düşündürdü.  Kuzey kilisenin kasnağı ve  kubbesi  diğer kubbelerden farklı özellik göstermekteydi.  Kasnak çokgen yerine silindirik, kubbe ise oldukça düşük profilliydi.

Kuzey Kilise’nin çatısında apsis  üstündeki bölümde  temizlik yapılırken amforalar bulundu, Burada apsis yarım kubbesi ile dış  duvar arasında kalan boşluğa, dolgunun hafif  olması amacıyla,  ters çevrilmiş amforalar yerleştirildiği anlaşıldı. Arkeoloji Müzesinin tesbitinden sonra amforaların Vakıflar Müzesine kaldırılması kararlaştırıldı. Konservasyonu ve belgelemesi  yapılan amforalar Amcazade Hüseyin Paşa Külliyesi’ndeki müzeye  teslim edildi, yerlerine yeni küpler yerleştirildi.

Mezar Şapeli’nin çatısında yapılan söküm işlemlerinden sonra, bu bölümü örten iki  kubbenin de dış konturlarının çok gayri muntazam olduğu görüldü. Burada da, anıtın  depremlerde hasar gördüğü, onarım ve güçlendirme amacıyla, batı kubbesinin ‘mantolama’ dediğimiz bir  teknikle dıştan ince tuğlalarla sarıldığı anlaşıldı.   Müdahaleler sonucu Mezar şapelinin iki kubbesinin de şeklinin deforme olduğu  gözlendi.

1998 yılının haziran ayında çatı için ayrılan kaynak bitmiş fakat  çatı  kapanmamıştı.  Ek kaynak sağlanmaması üzerine çalışmalar durdu. Çalışmaların Fatih Belediyesi tarafından sürdürüleceği  ileri sürülerek, çalışma iznimiz askıya alındı. Fatih Belediyesinin girişiminin  uygulamaya dönüşmemesi sonucu yapının doğu cephesinin üst kısımları ve  galeri, dış narteks çatıları  üç yıl korumasız kaldı.

Üç yıl  sonra, dönemin Vakıflar Genel Müdürünün girişimiyle tekrar çalışmamız sağlandı.  Üç yıl terk edilen çatıda otlar büyümüş, içeriye bol miktarda su girmişti. Otlar temizlendi, doğu cephesi üstündeki kornişler onarılarak, apsis üstlerinin kurşun örtüleri tamamlandı.   Örtüdeki çalışmalar sırasında tonozlarda çatlaklar, delinmeler olduğu görüldü. Kuzey Kilise’nin kuzey duvarında dışarıya doğru bir açılma olmuştu.  Deprem etkisiyle, Kuzey Kilise kuzey tonozunda oluşan çatlak, muhtemelen 18. yüzyılda,  daha ince tuğlalarla dikilmiş ve çatlak kurşun akıtılarak dikilmişti. Üniversitemizden Prof. Müfit Yorulmaz’ın raporu doğrultusunda, Prof. Dr. Ahmet Ersen tarafından belirlenen karışıma göre hazırlanan bir harçla bu çatlaklar kapatıldı.  Kuzey tonozunun onarımından sonra, Kuzey Kilise’nin batı tarafına geçildi.

Başlangıçta Kuzey Kilise’nin batı tonozu   tuhaf denilebilecek bir  görünüme sahipti; tonoz cephesinin normalde yuvarlak kemerli olması beklenirken, burada sivri bir kemer görülüyordu. Çimentolu sıvalar kaldırıldıktan sonra tonozun tepe kısmının yenilenmiş olduğu  anlaşıldı. 2000 yılında batı tonozu kemerinin onarımı için  gerekli tuğlalar ısmarlandı; Merzifonda bulunan geleneksel bir tuğla üreticisi ihtiyacımız olan farklı boyutlardaki tuğlaları üreterek onarımları gerçekleştirmemizi sağladı.

Çatının batı tarafında   20. Yüzyıl onarımları sırasında anşap çatılar yerine betonarme  eğik plaklar yapılmıştı.   Bunlar galeri tonozlarının  üzerine oturuyor ve ağırlıkları ile tuğla tonozlara aşırı yük getiriyorlardı.  Betonarme bölümlerin sökülmesi için  Koruma Kuruluna başvurularak yıkım kararı alındı, beton plaklar yaklaşık birer metre karelik parçalar halinde yavaş yavaş söküldü.  Çatıdaki  çalışma sırasında, yapının ilk dönemine  ait cephe sıvasından bir parça bulundu.  Zeyrek Camiinin duvar örgüsü gizli tuğla tekniğiyle yapılmıştır.  Bu teknikte iki kalın tuğla sırası arasında, yüzeyden daha geride kalan, bazen  daha ince tuğla kullanılarak örülen bir sıra tuğla bulunmaktadır. Derzleme sırasında iki kalın sıranın arası harçla doldurulmakta, yalnız kalın sıralar açıkta bırakılmaktadır.  Günümüzde, birçok Ortaçağ Bizans kilisesinde sıvasız olan gizli tuğla duvar örgüsünün, korunmuş çatı arası mekânında bulduğumuz sıvalı durumu, bize bu tür yapıların ilk tasarım özellikleri hakkında yeni bir veri sağlamıştır.

Çatıdaki  çalışmalar sırasında beton tabakalar kaldırıldıkça, alttan çok sayıda  çatlak ortaya çıkmaya başladı ve yapının muhtemelen 1766 depreminden ciddi hasar görmüş olduğu anlaşıldı.  Çatlaklar dikkatle   temizlenerek dikildi. Prof. Dr. Feridun Çılı’nın tavsiyesi ile, çatlak bölgelerde,  araya sağlam tuğla yerleştirerek ve horasan harcıyla  tesbit ederek onarım yapıldı.  Galeri tonozunun bazı bölgelerinde 1960’larda yapılan restorasyonda kullanılan çimentoları sökmek, ayıklamak çok zor olduğu için, o bölgelere müdahale edemedik. Çatıdaki temizlik sırasında moloz içinden bazı özgün mimari parçalar ortaya çıktı; Kuzey Kilise’nin içindeki mermer kornişlerden üstü kuş kabartmalı bir parça  önemli bir buluntu olarak kaydedilebilir. 

Kuzey Kilise’nin çatısının batı bölümüne betonarme plak örtü yapılırken, güney tonozunun batıya bakan penceresi çatı içinde kalmış ve  kemerinin   üstü kesilmişti.  Beton plak kaldırıldıktan sonra  kemer açığa çıktı ve bütünlendi.  Böylece hem yapının özgün bir ögesi tekrar görülebilir kılındı, hem de  yapının içine daha fazla ışık girmesi mümkün oldu.  Bu çalışmalar sırasında sürekli olarak belgeleme yapılmaya çalışıldı ve beton çatıların altından çıkan tabakaların nasıl restore edileceği konusunda hazırlanan proje kurula sunuldu.

Mezar Şapeli  batısında yeniden düzenlediğimiz çatıyı, eskisine göre bir miktar aşağıya indirdik;  böylece kasnak pencerelerinin ilk tasarımdaki ölçülerine daha yakın boyutlara gelebilmesini, pencerelerden içeriye daha fazla ışık girebilmesini sağladık.

Güney Kilise’nin  batısında,  narteks  üzerinde bulunan kubbe aslında zemin kata ışık sağlayan bir  fener gibi işlev görürken, Osmanlı geç döneminde yapılan hünkar mahfeli ile sadece galeriden görülebilen bir elemana dönüşmüştür.  Bu kubbenin de depremde hasar gördüğü,  kurşunları yenilenirken açığa çıkan ışınsal çatlaklardan anlaşılmıştır.  Çatlakların içleri  tuğla kırıklarıyla doldurulmuştu. Osmanlı belgelerinde “ yara doldurma” deyimiyle geçen restorasyon tekniğinin, kozmetik bir onarım olduğu, fazla harç konulmadan  gerçekleştirildiği saptanmıştır.

Narteks kubbesi pencerelerinden başlayarak kubbeye doğru ilerleyen çok sayıda çatlağın restorasyonu gerçekleştirildi.  Kemerlerin çatlak olan kısımlarını sökülerek, sağlam yeni tuğlalar konuldu; böylece tekrar strüktürel bütünlüklerini kazanmalarını sağladık.  Buradaki pencerelerin hepsi 1960’larda yapılmış beton pencerelerdi. Daha eski görüntülerinin ne olduğu araştırıldığında,  geç Osmanlı dönemi  görüntülerine ulaşıldı.  En eski fotoğraftan sağlanan  bilgiye göre pencerelerin çizimleri yapıldı ve yerlerine takıldı.

Zeyrek Camiinin galerisi ulaşılması zor bir alandır. Onarım sırasında geçici olarak bir merdiven kurularak bu seviyeye ulaşılmış ve temizlenmiştir.  1960’lardaki onarımdan sonra biriken 25 kamyon moloz atıldıktan sonra mekanda rölöve çalışmalarına başlanmıştır.  Çatı onarımı sırasında hem üstten, hem galeri seviyesine kurulan iskeleden çalışılarak tonozların çok harap, delik olan kısımlarının durumu iyileştirmeye çalışılmıştır.  Bu çalışma sırasında  öncelik çatı onarımında olduğu için bu mekânın, duvarlarının restorasyonu yapılamamıştır.  Sonraki aşamada  dış narteks bölümünün çatısının restorasyonuna geçilmiş; burada var olan betonarme çatının kaldırılmasından sonra  ayrıntılı  belgeleme ve onarım çalışmaları yapılması mümkün olmuştur.

Betonarme çatı kaldırıldıktan sonra tuğlalar temizlendi ve bunların arasından yine çatlaklar çıktı; yapının batı duvarının dışa doğru hareket ettiğini ve tonozların duvara parallel olarak çatlamış olduğunu gözledik.  Batı cephesine  muhtemelen 1950’lerde yapılmış olan büyük alınlık kemerlerinin hangi veriye  dayandığını tespit edemedik; bu restorasyonla ilgili yayın bulunmamaktadır. Batı cephesindeki tonoz alınlıklarının çimentolu harçlarla yapıldığını gördük; tonozların arasındaki çörtenlerin seviyesi de değiştirilmişti.  Burada tekrar 1950 öncesine dönmek söz konusu olmadığından, restorasyonda mevcut verilere uymayı tercih ettik, yoksa çok büyük müdahaleler yapılması gerekecekti. Betonarme çatı plaklarını taşıyan kirişler söküldü. Dış narteksin üzerindeki eğik çatıyı taşımak için yapılan betonarme kirişler, narteks batı duvarının içine, duvarı oyarak sokulmuştu.  Betonarme eklerin hepsi temizlendi.  Batı cephesinin çatı altı kesiminde, iyi korunmuş, özgün yapım tekniğini  gösteren bölümler ortaya çıktı.  Dış narteks tonozlarının belirli noktalarında, aşağıdaki mekanı aydınlatmakta kullanılan avizelerin asılması için kullanılan zincirlerin geçirildiği delikler ortaya çıkarıldı.

Çatıdaki temizlik ve restorasyon çalışmalarında, bu bilgilerin geleceğe aktarılabilmesi için, bulunan kalıntılar, detay, aksam ve plan çıkarılarak anlatılmaya çalışıldı, veriler toplanmaya gayret edildi. Bu projenin önemli bir  yönü, her aşamasında öğrencilerimizin çalışmasıdır. Böylece yüksek lisans ve lisans öğrencilerinin kültür mirasıyla yakın ilişki kurmaları, bu alandaki sorunları öğrenmeleri ve çözümüne katkıda bulunmaları sağlandı. 

Dış narteks çatısının kapatılması için ahşapla karışık bir sistem kullanılması gerekiyordu. Cephenin gerisinde kalan tonozların arasındaki çukur bölgelerin üzerinde gelecek yağmur sularının kolayca akıtılabilmesi için ahşap bir çatıya ihtiyaç duyuluyordu; bunun için alçak eğimli bir çatı projesi hazırlandı.  Ahşap kaplama  üstüne keçe konularak kurşun döşendi. Normal tonoz kısımlarında  horasan harcı  üstüne çamur harç  sıvandı ve  üstü kurşunla örtüldü.

Uygulama sırasında yapının  tasarım aşamaları, Güney Kilise ile başlayarak üç kilise haline gelmesi ve son aşamada dış narteksin eklenmesi ile ilgili bazı ayrıntılar  ortaya çıktı.  Narteks batı cephesinin güney ve kuzey uçlarında, beton çatı kaldırıldıktan sonra  araları doldurulmuş sütun başlıkları ve sütunlar  görüldü.  Burası ilk tasarımda Güney Kilise’nin dış cephesiydi.  Daha sonra  önüne dış narteks eklendiğinde,  yeni çatı cephenin bazı önemli ögelerini kapatmıştı.  Yüksek çatı nedeniyle,  belki  üçlü kemer düzeninin sadece en üst kesimi, başlıkları görülebiliyordu.  Zeyrek Camii’nin çatısı, muhtemelen 1800’lü yıllarda  çevreyi harap eden bir yangından zarar görmüştür;  tarihi belgelerde  “Zeyrek Camii de yandı” diye bir kayda rastlanmıştır.

Dış narteks çatısının onarımı  2006 yılı Şubat’ında tamamlandı. Çatının kapatılmasından    sonra  narteks batı cephesinin  restorasyonununa geçildi.  Derzleme, kırık tuğlaların yenilenmesi ve yeni pencerelerinin takılması sonunda  bu bölgedeki çalışmalar tamamlandı.

Yapının doğu cephesinin çok değişiklik geçirdiğini gözlenmiştir.  20. yüzyıl başında yapılan rölöve çalışmasında  üç kilise yan yana izlenebilmektedir. Apsislerinde, hepsinin asıl tasarımından farklı bir pencere düzeni bulunmaktadır; örneğin Kuzey Kilise’de altta  küçük bir dikdörtgen pencere, yukarıda kemerli bir  pencere görülmektedir ; oysa apsis pencereleri  yukarıda kemerlerden başlayıp aşağıya kadar açık olan, arada iki sütunu bulunan, üç açıklıklı pencerelerdir. Aynı cephe düzeni Güney Kilise için de söz konusudur.  Güney Kilise’nin içindeki mihrap dolayısıyla  pencerelerin doldurulmuş olması   kabul edilebilir, ancak Kuzey Kilise’deki değişiklik daha çok strüktürel nedenlerle gerçekleştirilmiştir. Deprem hasarı sonucu , hem sütunlar hem de başlıklar çatlamış ve apsis yan açıklıkları tamamen kapatılarak burada daha güvenli bir sistem oluşturulmaya çalışılmıştır. Mezar Şapeli’nin ilk tasarımında  da üç açıklıklı pencere düzeni vardır; yalnız orta bölümde  açıklık küçük bir pencereye indirgenmiştir.  Bu cephedeki belgeleme çalışmalarına 1998 yıl sonunda başlanmış, iskele kurularak 1 aylık sürede yapılan çalışmayla ölüm tamamlanmıştır. Daha sonra malzeme analizi, hasarlar, restorasyon için birtakım çalışmalarla restorasyon projesine hazırlık yapılmıştır.  Kuzey ve Güney Kilise doğu cephelerinin rölöveleri üzerinde 2001-2002 yıllarında çalışıldı. 1 yıldan fazla süren bir belgeleme çalışması sonucu bütün cephenin 1/25 ölçekli rölövesi tamamlandı ve restorasyon projesi hazırlıklarına geçildi. 

Cepheden alınan horasan harcı örnekleri  İstanbul Konservasyon Merkez Laboratuarında  analiz edildi ve daha sonra İ.T.Ü. Mimarlık Fakültesinin malzeme  laboratuarında çalışmalar yapıldı.  Onarımlarda Prof. Dr. Ahmet Ersen  ve  Prof. Dr. Erol Gürdal tarafından  geliştirilen horasan harcı  kompozisyonları kullanıldı.  Doğu cephesi çok kirliydi.  Kir tabakasının temizlenmesi için yine Konservasyon Merkez Laboratuarından  yardım istedik. Uzmanlar gelip denemeler yaptılar ve daha sonra iki konservatör buradaki temizlik çalışmalarını yürüttü. Mezar Şapeli’nin apsisindeki çalışmalar sırasında, dolgunun gerisinde mozaik kalıntıları olduğu görüldü. Kabarmış ve dökülmek üzere olan mozaiklerin konservasyonu yapıldı .

Cephedeki  gelişigüzel dolgular temizlendikten sonra karşımıza çıkan  harap, çatlak duvar ve kemerlerin onarımı için ustalar günlerce uğraştılar.  Kuzey Kilise pastophorion  pencerelerinin   kemerleri çok tahrip olmuştu.  İzleri bulunup, onlardan yararlanarak  restorasyonları yapılmaya çalışıldı.

Kuzey Kilise’nin apsisindeki yüksek narin sütunlar çatlamıştı; sütun başlıkları da oldukça kötü durumdaydı.  Başlık ve sütunları paslanmaz çelik donatılarla dikmeye çalıştık, onardık.  Daha sonra heykeltıraşlar devreye girerek başlıkların yok olan kısımlarını  tamamlamaya çalıştılar.  Apsis ve pastoforionların, yan apsislerin duvarlarının zemine yakın kısımları çok harap olmuş, geometrileri tamamen değişmişti; kazı yapılarak zemin altına inildi.  Temel yakın bölgede duvarların esas çizgilerini, konturlarını bulmaya gayret ettik ve duvarları temelden başlayarak yukarıya doğru onardık.

Strüktür mühendisleri deprem ve güvenlik nedeniyle apsislerdeki üçlü pencere düzeninin tamamen açılmasının güvenli olmayacağını belirttiler.  Yapının ilk tasarımına bir gönderme yapmak ve pencerelerin  yüksekliği hakkında fikir vermek amacıyla  orta açıklıkları  olabildiğince açtık.  Yol seviyesi  yükseldiği  için pencere yüksekliğini tam olarak göstermek mümkün olamamaktadır.  Mevcut durumda  içerisi ile sokak seviyesi arasında  yaklaşık 1,5 metre fark vardır.  Pencerelerin  sokak zemininden en az 50 santim yüksekte olmasını öngördük.  Pencerelerin güvenli olması  yapının güvenliği açısından önemliydi; bundan dolayı pencere şebekelerinin  mermer olmasını önerdik.

Doğu cephesindeki çalışmalar UNESCO’nun desteğiyle gerçeşleştirildi. Sağlanan fonla Mezar Şapeli ve Kuzey Kilise’nin çok harap olan doğu cepheleri elden geçirildi ve pencereleri takıldı. Güney Bölümün  bir sonraki  aşamada yapılmasını  umuyoruz.

2006 yılında yaptığımız son çalışma dış narteks kuzey cephesinde oldu. Çatı restorasyonunun tamamlanabilmesi için bu duvarın üst kesiminin onarılması gerekiyordu. Ancak duvar o kadar kötü bir durumdaydı ki, yalnız saçak yaparak  işi bitirmek olanaksız göründü. Cephedeki beton ekler, dolgular ayıklandığında, içeriden görülen pencere düzeni ve strüktürel kemer açığa çıktı. Çok harap durumda olan bu duvar tümüyle onarılarak pencereleri takıldı.   Duvarın alt kısmında, burada geç Osmanlı döneminde eklenen ahşap evin ocağını, çevrenin tarihinin bir parçası olarak bıraktık.  

Dıştan pencereler takıldıktan sonra,  içerden iskele üzerinde  çalışılarak  duvardaki dolgular söküldü.  O aşamada pencere kemerleri içinde boyalı bezemeler ortaya çıktı. Dışardan gelen rutubetle, pencerenin dış cephesine yakın kısmı tamamen yok olmuştu.  Korunan kısımlar   konservatörler tarafından sağlamlaştırıldı.

Bundan sonraki  aşamada  dışnarteks içinde acil olan onarımların tamamlanarak anıtın giriş bölümünün daha iyi bir hale getirilmesinin uygun olacağını düşünmekteyiz.  Vakıflar Genel Müdürlüğü  koruma çalışmalarının  finansmanını  desteklemeyi düşünmektedir.